« Önceki |

16/4/2006

Cemal Bey ..manevrada keyifte..



 

hep aynı duyguda olmuyor insan.. bazen gün içinde bir şey oluyor bir hatıra canlanıyor.. yazasın geliyor.. bazen hatıra kutuna kaldırıp bir süre dokunmuyorsun.. ama bugün.. Cemal beyin ehlikeyifliğini yazmalıyım.. ikisi peş peşe olmalı..

Evet nerde kalmıştık.. Osman Nurettinin familyasında.. Osman Nurettin sonunda posta müdürlüğüyle Anadolu gezmekten sıkılıp.. İstanbul'a geliyor.. Babası Malatya Paşası vefat ettiğinde.. ondan kalan mirasla bir kaç da ortak bulup.. gemicilik işine giriyor.. halama ve babama bakarsan 7 gemilik bir filo oluşturuyor.. hepsinin adı su kuşlarının adları.. martı..gibi.. sonra Osmanlıyla birileri arasında çıkan arbedeler yüzünden ticaret yavaşlıyor.. bir de devlet el koyuyor.. bir kaçı da batıyor.. anılara çok güvenmeyin anlatanlar da çocukluk hatırası olarak saklamışlar senelerce.. dayıma sorarsan Osmanlıda yedi gemi sahibi olmak mümkün değil.. abartı.. hele devlet el koyduysa beratı filan olurdu.. ama Fatih' deki yangınlar dayıcığım.. berat yanmış olabilir..neyse uzamasın.. ortakları batıyoruz!!! deyip dedeyi sorumlu tutunca.. dede neyi var neyi yok satıp.. onların paylarını ödeyip onuruyla tek başına iflas ediyor.. zaten biraz psikosomatik.. yani her gün bir yeri ağrıyanlardan.. birgün kalbim kalbim.. bir gün başım, ölüyorum dediği için.. bir gün de karnım diye tutturunca kimse umursamıyor.. ve ertesi gün, iyice kötüleşince eve çağırılan doktor.. maalesef apandisiti patlamış peritonit olmuş diyor ve dedeyi kaybediyoruz.. babam 9 yaşında ...doğum tarihi 1911 dedim.. sene 1920.. Birinci  Cihan harbi.. yalnız onlar değil.. herkes fukaralık çekmekte.. bir şekilde ayakta kalıyorlar..Suat Hanım zaten çoktan evli bir bahriyeli ile.. o biraz uzak duruyor ailenin diğerlerinden.. Cemal bey Bursa Işıklar'daki askeri okula gidiyor..

Kemal bey doktor olmuş.. Konya 'da çalışmakta, Makbuş ile iki kızı bir süre onun yanına gidiyorlar.. ama yengesiyle geçinemeyen Nadide Hanım bir süre sonra kendisi gibi güzel sarışın bir adam olan teyze oğlu Muzaffer Bey ile evleniyor.. İstanbul'a dönüyor.. artık merkez Nadide Hanım'ın evi.. Annesi ve kardeşleri onun yanında kalıyor..Cemal Bey okul tatilerinde oraya geliyor. Hilal Hanımı bir süre İtalyan Lisesinde okutuyorlar ama tembel o, eniştesinin erkek kardeşine de aşık.. okumuyor terk ediyor okulu.. onun İtalyanca Türkçe lugatı hala bende durur.. ben italyanca kursuna giderken vermişti..

Cemal Bey yazmaya meraklı o zamanlar, eski türkçe yazıları bir yerlerde duruyor olmalı.. dayım bir ara çeviriyordu ama şimdi nerde birden bilemedim.. ve cadı rümuzuyla yazılar yazıyor gazetelerde..

Cemal bey maratoncu ve pentatloncu.. Galatasaray takımı adına yarışmalara giriyoe bir 2.lik plaketi var bende.. ama başka isimle katılıyor yarışmalara.. harb okulu öğrencilerine yazmak da yarışmak da yasak.... 1930'larda Budapeşte ' de yapılan yarışmalara katılmışlar ordudan bir takım olarak ama olimpiyatları protesto edince Türkiye Cumhuriyeti.. oraya gidememişler..

 

Neyse.. sonra Cemal Bey subay çıkınca 1936'da bir süre Hilal Hanım ve Makbuş'u o yanına alıyor bu sefer.. sonra Hilal Hanım aşık olduğu Naci Beyle izdivaç ediyor.. komik olan iki kardeş, iki kardeşle evlenip.. çocukları eniştelerine amca, yengelerine de teyze demek zorunda kalmıştılar..

Cemal Bey şark görevine giderken Makbuş da Hilal hanımın yanına geçiyor ve orda vefat ediyor.. Cemal Bey şark görevinde koloni devri İngiliz subayları gibi arazide talime veya manevraya çıkılırken sandık sepet gidiyor.. açılır kapanır masası.. koltukları.. keten örtüleri hatta porselen yemek tabakları ve kahve fincanları var.. nihalesini de götürüyor.. çünkü tayın yiyemiyor.. arkadaşları inanmayıp bir keresinde onun yemek sandıklarını saklıyorlar.. üç gün sudan başka birşey içmeyince özür dileyip, biz kapris yapıyorsun sanmıştık, diye geri veriyorlar.. en hoşu da babam övünürdü.. Paşa yemek sonrası hep benim çadırıma gelirdi.. Cemal bir kahve yaptır de içelim senin porselen fincanlardan derdi.. diye.. resimleri var çadır önünde.. bir de ciltli bir kitabın kapağında el yazısıyla aldığı not.. ''çadırda okurken.. birden bir patlama oldu.. benim gaz lambası bir anda kırıldı ve söndü.. Hasan Çavuş fısıldayarak .. eşkıya komutanım dedi'' .. bu kadar.. ben ilkokulda onların kütüphanesini talan edip bu yazıyı sorduğumda gülümseyip.. çatışmıştık .. sonra takibe çıkmıştık diye kestirmeden cevap vermişti..

evet arazide bu kadar ehlikeyif adamın evde nasıl olduğunu düşünün bir . her gün kolalı keten örtü.. her gün tertemiz ikram gibi sofralar.. erkeğin ehlikeyifi zordur aslında.. hizmeti çoktur.. ama babamın iyi tarafı kimseye yük olmayıp.. sofraları kurup süsleyip.. ketenleri gerekirse ütüleyip.. elinden her iş gelen ve gocunmayan biri olarak hep keyfini başkalarının keyfini kaçırmadan yapması olmuştur..

pikniğe giderdik ailece.. her kişiye bir sandöviç, peçete, sonra minik bir torbaya koyup, minicik kağıttan tuz paketleri.. karabiber paketleri.. salatalık domates.. hepsi birden bir torbaya.. öyle bir servis hazırlardı ki bir sepetle giderdik.. herkese bir torba verirdi.. içinden çıkardığın  peçeteni açar önüne koyar kendi tabağın , çatal bıçağın, tuzun biberin , kendi sandöviçin, domatesin, meyven.. şimdiki katering firmaları ağzı açık seyre kalır.. tek hamlede her ihtiyacı sağlayan bir servis düzeni kurardı ki anlatamam.. piknik yerindeki tek keten masa örtülü şarap kadehli dağınık olmayan masa..

daha önce de yazmıştım.. mutfakla arası iyiydi beyimin.. keyfini de çıkarırdı.. hayatın..beraberliklerin..