« Önceki | Sonraki »

8/3/2007

dünya kadınlar gününüz kutlu olsun..

 

eski bir yazı.. ama değişen bir şey yok..

 

dünya kadınlar günü her yıl 8 martta dünya çapında kutlanan ve kadınların ekonomik ve politik özgürlüklerini kazanmalarının kutlandığı bir gündür..
kadınların ekonom,k hyata katılmaları 20 yy başlarında özellikle ev işleri, tekstil ve iç çamaşırı gibi ürünlerin üretildiği fabrikalarda ve çok ağır mesailer ve kötü fiziksel şartlarla çok düşük ücretlendirme ile  başlamıştır.. zamanla kadınlar erkek işçilerle aralarındaki emek ve getiri farkının giderilmesi için başvurularda bulunmuşlar sendikalaşmışlar ve gösteriler düzenlemişlerdir.Dünyada ilk kadın hareketi 28.02.1909da ABD de Sosyalist Parti tarafından kutlanmış.. Birçok olayla birlikte Triangle Factory (bir tekstil fabrikası) yangınında yanarak ölen 140 kadını da anmak üzere planlanmıştır Ertesi yıl New York daki ürüyüşe14 bin kadın katılmıştır..
daha sonra 8 Martta tekstil işçilerinin protesto yürüyüşü günü olan 8 martta kutlanmaya başlamış..

 

Avrupa'da kadınların mirasına sahip çıkma oy verme gibi özgürlüklerini talep eden 'suffragette'ler olaya başka bir boyut getirmiştir..

Allexandra Kollontai avusturya da ve almanya da tanık olduğu bu tırmanışı Rusyada bolşevik devriminden sonra   sovyet lidere kabul ettirmiştir..bu güne en sadık ülke rusya olmuş hem ana devlette hem de işgali altındaki ülkelerde bu kutlama gelenekselleşmiştir.Ve halen kadınlar için devlet destekli bir tatil ve erkeklerin kadınları  (her kadını ) kutladıkları ve çiçek ve hediye verdikleri bir gün olarak kutlanmakta


Batıda önceleri çoklukla proteso amacı taşıyan bu anma günleri.. daha sonra unutulmuş ama 60'larda yeniden gündeme gelmiş, 1975 yılından itibaren  8 mart dünya  kadınlar günü olarak kabul edilmiştir.

türkiye'de neler olmuştur peki...Prof. Dr. İllnur Güntürkün KALIPÇI 'nın ifadesiyle

'...gelelim 1916'ya. Bitlis cephesi komutanı Mustafa Kemal Bitlis cephesinde çökmekte olan bir cepheyi kurtarıyor ve çadırına geliyor, yaveri İzzettin ÇALIŞLAR'ı çağırıyor ve eline bir not veriyor. Notta ne yazıyor biliyor musunuz? "Savaştan sonra ilk işimiz Türk kadınına serbestisini vermek, onu erkeğinin yanında eşit haklara sahip kılmak". Yıl 1916, Türk kadının değil adı, değil kimliği, hiçbir şeysi yok. Sokağa çıkma hakkı olmayan bir Türk kadını. Peki sizce tam savaşın en hararetli zamanında neden Türk kadını geldi Mustafa Kemal'in aklına. Ha, Kurtuluş Savaşında gördüğümüz kadın manzarası, değil ATATÜRK'ü, dünyayı şaşırtan bir manzaradır. Ülkelerin savaşları olmuştur ama top yekun savaş örneği ilk defa Kurtuluş Savaşında görülmektedir.

      Atatürk bu savaşta Ayşe Hatunu tanımıştır Ayşe Hatunu hepimiz tanıyoruz. Bilmeyen var mı içinizde? Onun yapabildiğini acaba hangi ülkenin kadını yapabilir? yada zamanımızda hangi kadın yapabilir? Benim bir kızım bir oğlum var inanın bu kadar araştırmacıyım düşünüyorum. Biliyorsunuz sekiz aylık kızı kucağında omuzunda mermi ve cepheye cephane götürüyor. Sekiz aylık kız dinler mi düşmanı, ağlamaya başlıyor. Ve bu sırada ölmesi falan problem değil Hatunun, ama düşman eğer onları fark ederse çok kısıtlı olan cephane cepheye gidemeyecek, bütün düşüncesi o Ayşe Hatun'un. Ve bu arada çocuğunu göğsüne yaslar, düşman biraz geç gider, indirdiği zaman kendi elleriyle çocuğunu şehit ettiğini görecektir Ayşe Hatun yada diğer adıyla Tayyibe Hatun. Peki ne yapar? çocuğunu koyar üzerini bayrakla örter ve aynen şunları söylemiştir. Kafile başkanı komutanımız aktarıyor bunu. " Sen yüzlerce binlerce yıl sonra doğacak Türk çocukları için şehit oldun" (yani şurada oturan bizler için şehit olan) "bu benim içinde senin içinde bir şereftir. Yeterki vatan sağolsun" diyor, omuzuna alıyor cephanesini ve yola koyuluyor. Hanımefendiler içinizde anne olanlar var. Lütfen bir an için düşünün, çocuğunuzu göz önüne getirin. El bebek gül bebek büyütüyoruz, gözünün içine bakıyoruz, tercih yapın sizden sonraki kuşak mı? çocuğunuz mu? İşte bu Ayşe yada diğer adıyla Tayyibe Hatunu tanıdı Mustafa Kemal.
     Kurtuluş Savaşında Kütahya sırtları, eksi 30, eksi 40. Ve 75-80 yaşlarında bir nine. Gerisini gelin kafile komutanı Mustafa Necati'den dinleyelim. Mustafa Necati neyi görür? Bütün yorgan battaniye ne varsa cephanenin üstüne örtmüş kendisi pazen elbiseyle. Aynen şunları söyler "nine kar sepeliyor hava çok soğuk bari şu yorganı alsan sırtına" dediğinde aldığı cevap " dokunma ona, o millet malıdır, nem kapmasın. Ben bir ölürüm ama onunla binler doğacak binler. hayır oğlum hayır hiç üşümüyorum, soğuğu hiç duymuyorumki. Düşman bu topraklara girdi gireli benim içim yanıyor içim a oğul" diyen bir nineyi tanıdı Mustafa Kemal.
      Albay Hulusi ATAĞ'ın kafilesinde olan genç bir kadınımız hastadır ve cephane taşırken yere düşmüştür, ölmek üzeredir. Hulusi ATAK sorar "bacım bana adını söyle seni tarihe yazdıracağım" dediğinde aldığı cevap "adımı ne yapacaksın a oğul yaz benim adım Anadolu" cevabındaki adımın ne önemi var önemli olan ülkemin adı ve gururu düşünüşü keşke, keşke uygarlık savaşımızda aynı şiddetiyle sürebilseydi bugün. Üzerinde ATATÜRK yazılı kapsülü inanın, inanın hiç mübalağa etmiyorum ilk uzaya fırlatan ülke mutlaka ama mutlaka biz olurduk.
      Evet bu savaşta ATATÜRK dünyaya tek geçen Zekiye Hanımı tanıdı. Zekiye Hanım ne yaptı biliyor musunuz? Dünyaya ilk ve tek geçen kadınımızdır. 10 Aralık 1919 öğretmen okulu bahçesine 3000 kadını toplamış, dedim herhalde sıfırları fazla okuyorum. Hayır 3000 kadın, yapımcısı, dinleyicisi, konuşmacısı. Kadın olan dünyada ilk mitingdir bu, onun için dünyaya ilk geçmiştir. Peki Zekiye Hanım nasıl toplamıştır, cep telefonu yok faks yok, hiçbir araç yok. Hadi bunlar oldu farz edelim. Kadının sokağa çıkma hakkı yokken 3000 kadın nasıl organize oldu dersiniz? Evet bunu incelediğimde inanılmaz bir hem hayranlık hem de üzüntü duydum neden biliyor musunuz?
      Cep telefonunuz var, faksımız var. Pek çok kulübün, pek çok derneğin davetlisi olarak gidiyorum. Hanımlar 50 kişi geldimi aman diyorlar bu gün çok kalabalığız. 3000 kadından bahsediyorum ama projesinin adını da söylemek istiyorum Zekiye Hanımın "MUTFAK PROJESİ", inanılmaz bir proje. Daha sonra bir yerde tekrar geçecek bu proje.
 
      ATATÜRK Zekiye Hanımı, Nakiye Hanımı tanıdı bu savaşta. ATATÜRK Melek REŞİT'i tanıdı, Atatürk Şuküfe Nihal'i tanıdı ve ATATÜRK ekmek pişirerek askere götüren ama bu düşmanlar tarafından tespit edilip askerimizin yerini öğrenmek için çok işkence gören ama söylemediği için ekmek pişirdiği fırına atılarak yakılan Nazife Kadını tanıdı bu savaşta. Bu savaşta ATATÜRK Taccülcalala hanımı tanıdı ATATÜRK üsteğmenlerimizi, binbaşı hanımlarımızı tanıdı, bu savaşta Tuğgeneral rütbesi verilmesi öngörülen 8 yaşındaki, evet yanlış duymadınız 8 yaşındaki Nezahat kızımızı tanıdı. İşte Nezahat kızımızın yanında şehit olan bir erimizin cebinden çıkan bir mektubunda annesine şöyle yazmış "anne Nezahatle babasının arasındaki konuşmayı duyaydın benim burada niye olduğumu anlardın" demiş ve bu arada şöyle yazmış" biz Mehmetçik Nezahat'e Türklerin Jan Darkı diyoruz" demiş. Bu bana acı geldi. Ben Jan Darkı ortaokuldan beri tanıyordum ama Nezahat'i ancak bu araştırmam da tanıdım. Bunun acısını da o mektupla birlikte yaşamış oldum. Bu kadınlarımızı ben ATATÜRK ve Türk Kadını konulu konferansımda anlattığım için burada sadece adlarını anmadan geçemeyeceğimi gördüm.' diyor hoca.. 
 

Niye mi bu ansiklopedik bilgi.. Atatürk sayesinde Türkiye'de kadınlar hakları için sokaklara dökülmek. uğrunda tutuklanıp yargılanmadan bu haklara birçok batılı hemcinslerinden önce sahip olmuş, bu nedenle kadınlar günü ülkemızde bu uğurda acı çekenler unutularak bir şekilde sevgililer günü düzeyinde kutlanmakta da ondan..

Bizi kolayca batılı hemcinslerimizin geçtiği yollardan geçmeden insan haklarına layık bulup ödüllendiren ATATÜRK'ümüzü ve haklarına sahip çıkıp kendisini ezdirmeden, çevresindeki haklarını bilmeyenlere  de sahip çıkan  her tanıdığı kadını eğitmeye değer bulan tüm kadınları saygıyla selamlıyor ve emekçi kadınlar gününüzü kutluyorum..